24 Haziran 2021 Perşembe

Merhamet insan olmanin geregi.....


 Merhamet, merhamette bulunan kişiyi depresyondan korur, kişinin kendine güveni ve saygısını artırır ve kişinin ilişkilerinde daha sosyal bir konuma gelerek bireyin iyi hissedişine önemli katkılar sunar. Bu bağlamda merhametli kişilerin daha özgüvenli ve mutlu kişiler olduğunu söyleyebiliriz.

Yaradan’a saygı, yaratılanlara şefkat ve merhamet göstermek Müslüman olmanın gereğidir. Merhamet, yüce bir duygu olup sahibini iyiye, güzele, doğruya, hayra yöneltir. Kişi; kendisine, çevresindekilere, bütün insanlığa ve canlılara merhamet duyguları beslemelidir.

 

Bu anlamdaki en güzel örneğin yüce kitabımız kuranı kerim ayetlerle bizlere ögüt vermektedir.

 

 “Müminlerden sana uyanlara kanatlarını indir.” (Şuarâ, 26/215.) “… Müminler birbirlerine karşı merhametlidirler.” (Fetih, 48/29.)

"Allah rahmeti yüz parça yaratmış, doksan dokuzunu kendi katında tutmuş, yeryüzüne sadece bir parçasını indirmiştir. İşte bütün mahlûkat bu bir parça merhametle birbirlerine acırlar. Bir hayvan bile (bu bir parçacık rahmetin eseri olarak yavrusunu emzirirken) üzerine basarım endişesiyle ayağını kaldırır." (Müslim, Tevbe, 17.) ayet ve hadislerinde de vurgulandığı gibi hakiki merhametin sahibi Allah (c.c.)’tır. Merhamet Yüce Allah (c.c.)’ın insanlara armağanıdır.

 

Yüce yaradanın bütün peygamberleri insanlığa önder olarak gönderilen nebiler, veliler hepsi merhametle davranmış, merhameti hayatlarında esas almışlardır..

 

Hayatı Kur’an ahlakı üzere olan Hz. Peygamber, üzerinde önemle durarak merhameti teşvik etmiş, başta çocuklara olmak üzere insanlara merhametli olmayı öğütlemiş, zaman zaman katı ve acımasız davrananları ikaz etmiştir. Torunları Hasan ve Hüseyin’i öpüp koklayan Hz. Peygamber (s.a.s.)’e Akra’ b. Hâbis; “Benim on çocuğum var ama hiçbirini öpmüş değilim.” dediğinde; "Merhamet etmeyene merhamet edilmez." buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 18.) "İnsanlara merhamet etmeyen kimseye Allah merhamet etmez." (Müslim, Fedâil, 66.) "Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki gökyüzündeki(ler) de size merhamet etsin" (Ebu Dâvûd, Edeb, 58.) hadislerinde de merhametin gereğini vurgulamıştır.

 

 

Merhamet insani bir özellik olmanın dışında İslami bir fıtrattır ki bunu geliştirip insanlara, hayvanlara ve diğer bütün zihayat sahiplerine şefkat beslemeyi gerektirsin. Acımasızlığın merhametsizliğin insanı ve toplumu her türlü vahşete namzet hale getirdiği aşikârdır.

Hal böyle olunca ilk önce kendi vicdanımızda merhameti geliştirmek gerek ki etrafımıza MERHAMET adına güzel örnek olalım...

 

 

Yaratılanların en kerimi olan insana yakışan; yüreğini kin, nefret ve intikam ateşiyle tüketmek değil sevgi, saygı, merhamet ve affın güzelliğiyle süsleyebilmektir.

Bu sevgi, merhamet, hoş görü ekseninde kalbi güzel, ahlakı güzel ,hoşgörüsü taşkın bir kul olmanın insana sonsuz haz vereceği malumdur.

 

Merhamet etmeyene merhamet edilmez düsturu şiarımız olmalı...

 

Sevgiyle ve rabbimizin merhametiyle kalın. AYTEN DENİZ.

21 Mart 2021 Pazar


  İSLÂM GÖZÜNDE SÂLİHA KADIN: DÜNYANIN EN HAYIRLI VARLIĞI   .

Bu günlerde istanbul sözleşmesi gündemde bu sözleşmenin kaldırılması ile ilgili çeşitli algı operasyonuna başlanmış durumda ..

Ben işin siyasetini degil islama ait olan (hanım) haklarınıyazmak istedim..

Erkek ve kadın, kulluk plânında Allah katında eşittir. Kadın, kadın olduğundan dolayı Allah katında asla eksik ve kusurlu görülmez.

En başından bu yazacaklarım kendi düşüncemden ziyade AYET VE HADİS'i ŞERİFTİR ayeti kabul etmez isek !!KAFİR!! oluruz ,hadisin inkarında günahkar oluruz zira hadis'i şerifler 

ALLAH resulunun (s.a.v )in nur damlası söz incileridir...

Kur'ân-ı Kerîm'de "En-nisâ: Kadınlar" isimli uzun bir sûre vardır. Aynca Hz. Meryem'in ismini taşıyan müstakil bir sûre daha vardır. İslâmiyet kadını kız çocuğu, zevce ve anne olarak yüksek bir makama çıkarmış ve ona şerefli bir mevki vermiştir.

AYETLER..

1_“Onlardan birine kız(ının doğduğu) müjdelendiği zaman, öfkeden yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılanmaya katlanıp yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!” (en-Nahl, 58-59)

KADININ VE ERKEĞİN ALLAH katında degerini su ayetler bildiriyor.

1_“Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, îmân eden erkekler ve îmân eden kadınlar, tâate devam eden erkekler ve tâate devam eden kadınlar, sadâkatli erkekler ve sadâkatli kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevâzı erkekler ve mütevâzı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allâh’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (el-Ahzâb, 35)

“Onlarla güzel geçinin.” (en-Nisâ, 19)

2_“Onlarla güzel geçinin.” (en-Nisâ, 19)Kadınlara mehirlerini gönül rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.

Nisâ : 4

Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.

3_"Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık! Sizi sırf birbirinizle tanışmanız için büyük cemiyetlere ve küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki sizin Allah nezdinde en şerefliniz, takvaca en ileride olanınızdır. Muhakkak ki Allah Alîm ve Habîr'dir." (Hucurat, 49/13)

bunun gibi onlarca ayet yine onlarca HADİS'i şerif vardır.

HADİS'İ ŞERİFTE 

 1_"Kadın erkek bütün insanlar tarak dişleri gibi birbirlerine müsavidirler."

 "Kadın erkek bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir kimsenin diğer bir kimse üzerine takvadan başka hiçbir üstünlüğü yoktur."

 2_"Kadınların haklarını yerine getirme hususunda Allah'tan korkunuz!"

3_"En hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olan, iyi davranandır."

4-"Dünya metâının en hayırlısı, sâliha bir zevcedir."

5-"Cennet anaların ayakları altındadır."

6-"Sizin hayırlınız, kadınlarına hayırlı olan (iyi davranan)dır.

(Müslim, Birr 149)

07_Kadınlara ancak kerîm olanlar ikrâm ederler (değerli olanlar değer verirler); onlara kötülük edenler ise leîm (kötü) kişilerdir.

(İbn Mâce, Edeb 3; Ebû Dâvud, .

8-"Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh'tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh'ın bir emâneti olarak aldınız."(Salih-i Müslim)

  9_Kadınlara karşı hep hayır tavsie edin. Zira onlar sizin yanınızda birer emenettir."

  bu ayet ve hadisi şerifler pek .Öğrenmek muhakeme etmek isteyen kaynaklardan bulabilir ..

Şimdi iki fikri yapıyı inceledigimizde, Hatunların haklarını avrupanın kokuşmuş aile yapısını baz alarak hazırlanan bu sözleşmemi ,yoksa insanın ve hatunun önemini ,degerini yüceliyini isteyen yüce mevlamızmı daha iyi koruyor ve gözetiyor varın siz muhakeme edin.

Kaldıkı bu sözleşmeyi kabul eden ülkelerde ve türkiyede sözleşmenin kabulunden beri ne cinayetler, ne tecavüzler, ne darp ,ne dayak, son bulmamıştır.

Beşeri kanunlarla hatun hakkı korunmuyor bunu görüyoruz.Evet ilahi kanunlarında öncekendi vicdanımızda yer bulmasını saglayıp sonrada etrafımızda yaygınlaşması için öğrenip anlatmalıyız.  her birey kendi yaptıgından sorumludur .ama şu bir gerçektirki dinini diyanetini iyi bilen ALLAH korkusu RESUL sevgisi olan yarın mahşerde hesap günü hesabından korkan kimse ÖNCE İNSANA ,HAYVANATA NEBATATA zarar vermekten ateşe düşmek gibi korkmalı. vesselam ..KALIN SAGLICAKLA RABBİME EMANETSİNİZ.     Ayten Deniz...

12 Mart 2021 Cuma


 Kişinin ihlası kurtuluşu olabilir.....


  İhlas Ne Demek?

Hem ahiret için hem de dünya için önemli bir kelime olan ihlas, samimiyet anlamına gelmektedir. 

Riyakar olmayan ve Allah rızası için yaşayanlar, ibadetlerini samimiyetle yapmaktadır. 

İhlaslı kullar, Allah'ın emir ve istekleri dışında her şeye kapalıdır

İhlas Anlamı

Bir kalp ameli olan ihlas, İslamiyet'in temel kavramlarından biridir. İhlas ile ibadet edenlerin, 

ebedi kurtuluşa erecekleri müjdelenmektedir.

 Saflaştırma ve arıtma anlamına gelen ihlas, insanlarda olması gereken en önemli vasıftır. Temiz kalplere bahşedilen ihlas, özüne dönme anlamına gelmektedir.

İhlas bir kalb amelidir ve Allah da kalbi temayüllerine göre insana değer verir. Evet:

"O, sizin suret, şekil ve dış görünüşlerinize değil, kalblerinize va kalbi temayüllernize bakar." 

(Müslim, Birr, 33)

"Dini hayatında ihlaslı ol, az amel yeter." (Münavi, Feyzul Kadir, I, 216)

"Her zaman amellerinizde ihlası gözetin, zira Allah, sadece amelin halis olanını kabul eder." Münavi, Feyzul Kadir, I, 217)

“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, sâlih amel işlesin

ve Rabbine ibâdette, hiçbir şeyi O’na ortak koşmasın.”

(el-Kehf, 18/110) 

Kurban keserken okunan duada    ihlaslı olmanın onemi vardır.

   De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim/kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin 

Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emredildi ve ben  müslümanların  ilkiyim” 

 (En’âm, 6/162-163)

اِنّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنيفًا وَمَٓا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكينَ

“Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (En’âm, 6/79       

.BAŞKA BİR AYETTE YÜCE MEVLAMIZ [ MUHLİSİNE LEHÜDDİN ]  yani dini ALLAHA has kılın emri fermanı ile bize  riyanın  karşıtı olan İHLASI emretmiştir.

Mali ve bedeni ibadetlerin tümü dini vazifelerimizdir.. bunların kabulu ancak ve ancak ALLAH rızası için olmalı ..namazı kim için kılıyorum,  orucu kim için tutuyorum,zekatımı kimin için veriyorum   tabiki allah rızası için, diyebiliriz..

Allaha ortak koşmanın adıdır şirk..Koşmuyorum sanırız ama kendimizi inceden inceye muhasebe edelim  sen olmasaydın şu işim olmazdı demek belki şirkin en hafifidir 

..Niyetimiz o degildir ama 

müslüman dilinin altında gizlidir ..soyledigimiz her söz hakkelam olmalıki dilimiz ihlası yakalasın.. Şirk insana  kara karıncanın kara gecede görünmemesi gibi sinsice gizlice sokulur ve bütün hayırlı amellerimizi iptal eder ve bizi ebedi bir azaba düçar eder..Zira cenabı ALLAH 'ın af  etmeyegecegini defaatle belirttigi tek günah ŞİRKTİR..şirk ihlasın zıddıır..İHLAS ALLAHU'tealanın 

 emrettigi ibadetleri onun hoşnutlugunu,rızasını kazanmak için  O  emrettigi için samimiyetle severek yapmaktır.   İhlası kazanmak isteyen bir insan, şu gerçeğin kesin olarak bilincine varmalıdır; insan dünya hayatında yaptıklarının karşılığını ancak ve ancak Allah'tan beklemelidir. 

Başkaları görsün ne cömert desin diye zekat ,ne salih kul desin diye ibadet etmek, makam mevki begenilmek arzusu tasıyan ibadet niyetimizin kendi felaketimiz olacagını yine yüce kitabımız haber veriyor..  

Sevgili Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir hadisi şerifinde  yüce Rabbimiz’in; sûretlerimize ve şekillerimize değil yani şeklen namaz kılmamıza veya şeklen ismimizin müslüman ismi olup nüfus kâğıdında müslüman yazılmasına değil, kalplerimize ve amellerimize bakacağını ve ona göre değerlendirmeye tâbî tutulacağımızı bildirmektedir. ihlastaki lezzet şirkteki acılıgı gidersin.

Asr Sûresi’nde imân edip sâlih amel işleyenlerin ebedî kurtuluşa nâil olacağı müjdelenmektedir.

Yine bir âyet-i kerîmede;

“İmân edip sâlih ameller işleyenlere gelince, yaratılmışların en hayırlısı da onlardır.”buyurulmaktadır. (el-Beyyine, 98/7)

“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette, hiçbir şeyi O’na ortak koşmasın.” (el-Kehf, 18/110)

Öyleyse ihlâs ile îmân ettikten sonra, ihlâs ile sâlih ameller işleme konusunda hepimiz büyük gayret göstermeliyiz ki; hem dünyada hem de âhirette, tarifi mümkün olmayan saâdetler içerisinde yaşayabilelim.

Sâlih amel, mü’minin sâdık dostudur. Öyle ki, kabirde en sâdık dostu olup karşısına çıkar ve 

karanlıklar nûra dönüşür. Hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

“Üç şey öleni (mezara kadar) takip eder, ikisi geri döner, biri kalır; ailesi, malı ve ameli onu takip eder.Ailesi ve malı geri döner, ameli kalır.” (Müslim, Zühd, 5)mal ve çocuklar fânîdir ama sâlih amel, bâkî ve kalıcı olandır. Zira yüce Mevlâmız şöyle buyurmaktadır:

“Mallar ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Ama kalıcı sâlih işler ise; Rabbinin katında, hem 

mükâfat yönünden hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlıdırlar.” (el-Kehf, 18/46)

bu bakımdan sâlih amel geride hoş bir sedâ bırakmaktır. Sâlih amel, gönüllere sevgi tohumları eker...

Amelimiz salih olsun  gönlümüz huzur bulsun .şirkin çirkin bataklığından  İHLASIN cennet misali 

bahçesinde ibadetlerimiz kabul olsun Cenâb-ı Hak, cümlemizi sâlih ameller işleyen sâlih kullarından eylesin!

Ey Rabbimiz! Müslüman olarak canlarımızı al ve bizleri sâlih kulların zümresine ilhâk eyle!Âmîn…......selam ve dua ile ...

      

                                      

11 Ağustos 2020 Salı

Allah benden ne istiyor.

 


 Bu dünya hayatimiz bize verilen en büyük nimetlerdendir. Bu dünyada yiyip içip hayatimizi idame ettiriyoruz.

Ahireti kazanmanın yolu bu dünyadaki davranışlarımızdan, amellerimizden, kulluğumuzun Allah'ü tealanın istediği çizginin neresinde durduğumuzdan geçer.

Bu dünya hayati bir oyalanmadan ibarettir!

 Diyen bu ihtar ayeti bize buranın durulup oyalanacak bir yer olmadığını gösteriyor. DÜNYA! Yani deni kökünden gelen dünya en aşağı anlamındadır.

Müminler için asil yurt ahiret yurdudur. Bu noktadan çıkışla bu dünya hayatimizi düzenli temiz, insan fıtratına uygun olan Ahsen (güzel) geçirip kalbin büyük hastalıkları ki onlar haset, fitne, yalan, kin, öfke bu halleri çoğaltabiliriz bütün çirkin fiil ve davranışlardan koruyabilmek kulluğumuzu ve ölümlü olduğumuzu her an hatırlamakla mümkün olabilir. Nasıl ki bu dünya hayatimizde erdemli kişilerin davranışları bize örnek oluyor hoşumuza gidiyorsa Bizim davranışlarımız kalbimizin güzelliği de örnek olmalıdır.

 

!O gün rabbine kalbi selim olarak gelenler müstesna !!  Diyerek bizlere

O yolu gösteriyor rabbimiz.

Olumsuz her davran isimiz ,her azamız bizim ya lehimize ya aleyhimize  şahitlik yapacaktır .!!o gün onların ağızlarını kaparız da azaları haklarında şahitlik yapar!!

 

Bu fermanı ilahi bizi bize getirmeli.

Kanuni ilahi ile korunan insanoğlu emredilen bu kanunlara kurallara uygun hareket etmeli. Emredilen

Bu kanunlar bizi bizin nefsimizin çirkinliklerinden kurtarmak içindir

.

Nefis gibi bir düşmanımız varken haran ansızın kabre girme ihtimali yüksekken kalbin manevi tarafından azaların hallerinden mesul tutulacakken. Ateşe ucan pervaneler gibi nefsin hoşlandığı fakat aleyhimize netice verecek bir olaya balıklama atlamak doğru değildir... Bu dünyanın cazibesine, albenisine kapılmamalı şuurlu bir mümin olmanın yolu

ALLAH bizden ne istiyor sorusunu kendimize şefaatle sorup cevabini bulmaktan geçer..

Evet, o maliki mülk c.c bizden ne istiyor bunun cevabini herkes biliyor aslında o bizden İslamin 5 imanın 6

Şartını istiyor. Sadece istemiyor bu şartlarla yasamamızı istiyor.

Yani kendinizi Cehennemin ateşinden koruyun sakin hudutlarımı çiğnemeyin diyen merhametli rabbimiz defalarca o kuralları yok sadiğimiz halde gene de bir afff rabbim pişmanım dememizden son derece hoşnut oluyor.

Af kapısı acık yeteri kalbi hastalıklarımızı tedavi etmenin yolunda olalım..

Bediüzzaman risalei nur adli külliyatında derki..

Nefsini ittiham eden kusurunu görür

Kusurunu gören istiğfar eder. istiaze eder istiaza eden, şeytanin şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük kusurdur. Ve kusurunu  itiraf etmemek büyük bir noksanlıktır.

Kusurunu görse ,itiraf etse o kusur kusurluktan çıkar ; itiraf etse affa müstahak  olur.

 

Affa müstahak olmamız duası ile

En merhametli o zata emanetsiniz.

19 Haziran 2020 Cuma

Kuran'daki Şifa ayetleri..

Şifa ne demek? Kuran’da geçen şifa ayetleri var mı? Maddi-manevi bütün hastalıklarda istimdat edebileceğiniz, medet bekleyebileceğiniz bizzat Rabbimiz’in buyurduğu şifa veren dualar...
Şifa; deva demektir. Şifa; insanın hastalıktan kurtulması, sıhhat bulması, iyilik bulması anlamlarına gelir. Peki hastalara ne şifa olur?
KUR’AN’DA GEÇEN İKİ ŞİFA
Kur’ân-ı Kerim’in bizzat kendisi şifâdır. Peygamber Efendimiz, iki şifâ vardır buyuruyor:
“Bunun biri baldır, diğeri Kur’ân-ı Kerim’dir.” (İbn Mâce, Tıp, 7) Mesela Fatiha Sûresi’nin hem yılan ısırması gibi fiziki hastalıklara hem de bir insanın mecnun (deli) olması gibi psikolojik hastalıklara şifâ olduğu hadis-i şeriflerde rivayet edilir.
Kur’ân-ı Kerim’in maddi-manevi bütün hastalıklara şifâ oluşu, balın şifâ oluşu ve diğer şifâ veren bilgilerin yanı sıra esas (hakiki) şifâ verici Allah’tır. Çünkü Cenab-ı Hak’kın eş-Şâfi ismi, sıfatı şerifi mevcuttur. Ve bütün şifâlarda Cenab-ı Hak’kın “Ya Şâfi” dediğimiz o isminden tecelli etmektedir. Yani bütün dertlerin devâsı, şifanın kaynağı Yüce Rabbimiz’dir. Esas şifâyı da biz O’ndan bekleriz. Diğerlerini hep vasıta olarak biliriz.
ŞİFA NE DEMEK?
Şifâ; devâ demektir. Şifâ; insanın hastalıktan kurtulması, sıhhat bulması, iyilik bulması anlamlarına geliyor.
ŞİFA İSMİ CAİZ Mİ?
Şifâ ismi güzel bir isimdir. Bu insan ismi olarak kullanılabilir. Mekânlara, müesseselere isim olarak verilebilir.
Kur’ân-ı Kerim’de altı yerde şifâ kelimesi geçmektedir. Şifâ kelimesinin geçtiği kelimeler de bizim ezkâr kitaplarımızda şifâ ayetleri olarak yer alıyor. Ve peş peşe okunduğu zaman da bunların insanların hastalıklarına deva olduğu belirtiliyor.
HASTALAR İÇİN ŞİFA DUASI
İmam Kuşeyri Hazretleri naklediyor:
“Şimdi arzedeceğim altı ayet şifa kaynağıdır. Bunları bir insan sabah-akşam dikkatlice, ihlasla okursa hangi hastalık olursa olsun biiznillah şifa bulur. Bu âyetlerin şifâ verdiğini tecrübe etmişizdir. Benim 12 yaşlarında bir kızım vardı. Devâsı olmayan müzmin bir hastalığa yakalandı. Bütün hekimlere götürdüm, deva bulmadı. Onu ölüme terketmiş durumdayken salih bir insanla karşılaştım. Bu halimi arzettim. Dedi ki; Kur’ân-ı Kerim’de altı tane şifâ âyeti bulunmaktadır ki kızına ihlasla bu duâları sabah-akşam okursan o biiznillah iyileşecektir. Ben de bu âyetleri öğrenip kızıma okudum. Ölmek üzereyken kızım sıhhat buldu, iyileşti. Onun için bu âyetlerin ne kadar şifâ verici olduğuna bizzat şahidim.”
KUR’AN’DA GEÇEN ŞİFA AYETLERİ
Kur’ân-ı Kerim’de bulunan şifâ âyetleri; sağlık için duâ, şifâ için duâ, hasta duâsı, hastalara şifâ duâsı arayanlar için en etkili şifâ duâlarıdır.
  • Tevbe Sûresi, 14. âyet
Okunuşu: "...Ve yeşfi sudûra kavmin mu'minîn. (mu'minîne)."
Anlamı: “Allah, mümin bir topluluğun kalplerine şifa versin/gönüllerini ferahlatsın!” (et-Tevbe, 14)
  • Yunus Sûresi, 57. âyet
Okunuşu: "...Ve şifâun limâ fîs sudûri. (sudûrin)"
Anlamı: “…Gönüllerdeki dertlere şifâdır...” (Yûnus, 57)
  • Nahl Sûresi, 69. âyet
Okunuşu: "...Yahrucu min butûnihâ şarâbun muhtelifun elvânuhu fîhi şifâun lin nâs(nâsi), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yetefekkerûn. (yetefekkerûne)..."
Anlamı: “…Onların (arıların) karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır…” (en-Nahl, 69)
  • İsrâ Sûresi, 82. âyet
Okunuşu: "Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne (mu’minîn)...."
Anlamı: “Biz, Kur’ân’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifâ ve rahmettir…” (el-İsrâ, 82)
  • Şuarâ Sûresi, 80. âyet
Okunuşu: "Ve izâ maridtu fe huve yeşfîni."
Anlamı: “Hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur.” (eş-Şuarâ, 80)
  • Fussilet Sûresi, 44. âyet
Okunuşu: "Kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun (şifâ')..."
Anlamı: “…De ki: O, (Kur’ân) inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifâdır…” (Fussılet, 44)

27 Nisan 2020 Pazartesi

“BENİM KALBİM TEMİZ”,


“BENİM KALBİM TEMİZ”, “Sen benim kalbime bak”, “İçin temiz olsun yeter” gibi sözlere sığınan bazı insanlar, ibadeti, namazı, tesbihi, zikri pek önemsemez, “olmasa da olur” gibi bir yaklaşım sergilerler.

Oysa kalbin sahibi Allah’tır.

Kalbi kim yaratmışsa, onun temizlik hükmünü de ancak O verir. Bunun için bir insanın kendini “temize çıkarması” yetmez. Üstelik temize çıkarmakla da temize çıkmış olmaz; gerçekte temiz olmalı.

Bu düşünceye sahip olan kişileri Kur’an anlatırken der ki:
 
Görmüyor musun, kendisini temize çıkaranları? Oysa Allah dilediğini temize çıkarır, hiç kimse de kıl kadar haksızlığa uğramış olmaz.” (Nisa, 4:49)


Mütevazı olan kimse “Ben mütevazı bir kişiyim” diyemez, ihlâslı olan kişi de “Ben ihlâslı bir insanım” diyemeyeceği gibi…
Yine bir kimse, “Ben iyi bir adamım”, “Ben hayırlı bir kimseyim” diyerek kendini öne çıkaramaz, çıkarmaması gerekir.

Bu açıdan “Ben temiz kalpli bir kişiyim, benim kimseye bir kötülüğüm yok” gibi sözlerle bir insan kendini anlatamaz. Çünkü kim bu faziletleri sahiplenerek dile getirirse, o faziletlerden yoksun olduğu ortaya çıkar.

Kur’an’ın ifadesiyle, “Siz kendinizi temize çıkarmayın. Kimin takva sahibi olduğunu en iyi O bilir.” (Necm, 53:32)

“Temize çıkmak” Allah katında hâlis ve takva sahibi bir kul olmak anlamına geliyor. Bir insan takva sahibi olmaya çalışır, takva üzere bir hayat yaşar, ama kimin gerçek anlamda muttaki olduğunu ancak Allah bilir. Bu da ancak Allah’ın lütfu ve rahmeti sayesinde olur.

Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, ebediyen hiçbiriniz temize çıkamazdınız. Fakat Allah dilediğini temize çıkarır” (Nur, 24:21) âyeti bu gerçeği dile getirirken, insanın sahip olduğu bütün nimetlerin, manevî hallerin, ahlakî üstünlüklerin bütünüyle Allah’ın bir ikramı ve ihsanı olduğunu anlatıyor.

Âlâ Suresi’nde ise, “Temize çıkan kurtuluşa erdi” âyetinin devamında, “Rabbinin adının anıp namaz kılan” âyeti gelir ki, gerçek anlamda temizliğin iman ve namazdan geçtiği bildirilir.

Zaten Kur’an’da imanla birlikte namazın geçtiği, imanla namazın peş peşe, yan yana bulunduğu birçok âyet vardır.

Kalbin temizlenmesi, ruhun arınması, nefsin ıslahı ve insanın terakki etmesi/yücelmesi imanla ve ibadetle mümkün olur.

Bazı kimseler, kalp temizliğini sadece, insanlar hakkında bir kötülük düşünmemek yahut yardımsever olmak gibi basit bir çerçevede anlıyorlar. Bununla da kalmayıp, insanlara iyi davranmakla, ibadet sorumluğundan kurtulduklarını sanıyorlar. Bu düşünce, şeytanın bir oyunu ve tuzağıdır, nefsin de bir aldatmacasıdır.

Bu kişiler, namazında niyazında olan bazı kimselerin, İslam’ın ruhuna aykırı düşen, başkalarına zarar veren davranışlarını tespit ediyorlar. Bunu bahane ederek, “Bak, bu kişiler namaz kıldıkları halde şu şu hataları da yapıyorlar. Ben böyle bir ikilem içine girmektense, namazı hiç kılmam daha iyi” diyerek kendi namazsızlıklarını bir özür olarak öne sürebiliyorlar.

Bir defa, farzlarda yorum yapmaya hiç gerek yoktur. Onlarda yanlış yorum yapmaya ve gerçeği saptırmaya da kimsenin hakkı yoktur. Çünkü ortada yoruma açık bir durum söz konusu değil. İnanan bir insanın yerine getirmesi gereken en önemli ve en hayatî ibadet namazdır. Kendi tembelliğini, kendi ihmalini bahane göstererek “kalp temizliğini” öne sürüp namazı gereksiz görmek bir akıl mantık işi değildir.

Karşınızda açlıktan kıvranan bir yoksul duruyor, hemen yanında da para içinde yüzen zengin birisi. “Bu adama niçin yardım etmiyorsun?” diyecek oluyorsunuz. O da “Siz benim yardım etmediğime bakmayın, benim kalbim şefkat dolu, merhamet dolu” diye karşılık veriyor.

Şefkat ve merhamet, kalbe ait birer güzelliktir. Fakat şefkat ve merhamet ancak aç ve fakir insanlara yardım edince kendini gösterir.

İmanın da bu şekilde bir ortaya çıkışı vardır. Kalbin, Allah’ın emirlerine itaat etmesi bir güzelliktir. Bu güzelliğin belirtisi ve ispatı ise ibadettir.

Kalplerinin temizliğini iddia ederek ibadetten kaçanların büyük çoğunluğu, nefsine uyarak ruhlarını karartan ve maddeden başka bir şey görmeyen insanlardır.

Bir insan, namaz kıldığı halde nefsini yenememişse, işlerini Rabbinin emirlerine göre düzenleyememişse, bu adam namazın ruhuna erememiş demektir. Ama o kul, bu hatasını namazı terk ederek tedavi edecek değildir. Bunun yolu yine namazdan geçer. Bu adam namazını böylece kılmaya devam etse de, özlenen o kemal noktaya varamadan ölse ne olur?

Mahşerde, o büyük hesap gününde, namazının sevabı da tartılır, işlediği hataların günahı da... Neticede, günahları galip gelse ve cehenneme gitse de, sonunda yine cennete döner. Ama elbette oradaki makamı da o noksan namazına uygun olacaktır.

O mizanda, zerre kadar iyilik de kötülük de tartılacaktır. Biz, “kalbimiz temiz” diyerek nefsimizi başköşeye oturtup başkalarının günahlarına bakacağımıza, kendi noksanlarımızla ilgilensek ve onları tamamlamaya gayret göstersek o gün daha kârlı çıkarız.

Biz o âlemde, başkalarının hatası nispetinde değil, kendi sevabımız miktarınca derece alacağız. Başkasının noksanlığı bizi yükseltmeyecek. Bu dünyada bile onun misallerini yaşamıyor muyuz?

Bir meyveye elimiz erişmediği zaman, ayağımızın altına bir şeyler koyuyor ve ona ulaşıyoruz. Yoksa boyu bizden daha kısa olanlara bakmakla midemize bir şeyler gitmiyor.

Geliniz, hayalen mahşere gidelim:

Günahkâr bir kimse ister ki o günün azabından (kurtulmak için) oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran sülalesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de tek kendisini kurtarsın.” (Mearic, 70:11-15)

Şimdi bu âyetin sergilediği tabloyu birlikte seyredelim. En yakınlarımızı bile feda etmemizin para etmeyeceği o meydanda, başkalarının kusurlu oluşunun bize bir fayda sağlamayacağını iyice anlayalım.

Sonra dönelim dünyaya, kendimize gelelim. Kusurlarımızı görüp, noksanlarımızı bilelim. “Senin kalbin temiz” diyerek bizi oyalamaya çalışan ve ibadetten uzaklaştıran nefsimizi en büyük düşman tanıyalım. Onunla çarpışalım. Zaman en büyük sermaye. Onu başkalarını tenkide değil, kendimizi tekmile sarf edelim. (*)

Bu açıdan namazı küçümser bir tavır içinde bulunmak insanı tehlikeye götürür, imanını zedeler, dinî hayatını uçuruma sürükler. Zaman içinde İslamî hassasiyeti de azalarak kendisini bütünüyle şeytana bir oyuncak haline getirir.

(*) Alaaddin Başar

31 Mart 2020 Salı

Çagın vebası virüs..

 
Çagın vebası virüs..

Allah (c), Kullarına Darlık ve Sıkıntılar Verip Hidayete Yönelmelerini İster, Şeytan İse Yaptıklarını Süsleyerek Bundan Alıkoyar
Rabbimiz kurtuluş yolunu göstermek üzere Kitap ve Rasûl gönderdiği toplumlara türlü zorluk ve sıkıntılar vermek suretiyle de, onların Rasûllerin mesajına kulak verip yalnız Allah’a kulluğa dönüş yapmalarını kolaylaştırmak istemiştir.

– “Andolsun, senden önce birtakım ümmetlere de Rasûller gönderdik. (Rasûllerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tevbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.” (En’am,  6/42). – “Biz hangi memlekete bir Rasûl gönderdiysek oranın halkı yalvarıp yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir darlık (yoksulluk), zorluk ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz.” (Â’raf, 7/94).

Bu ve bunun gibi pek çok ayetlerin ışıgında bu olaya bakarsak Allah (c), bâtıl yoldan, yani şeytana, tağuta ve hevaya kulluk yapmaktan kurtulup Hak yoluna dönsünler, akılları başlarına gelsin, Allah’a sığınıp tevbe etsinler, hâllerini sorgulayıp Allah’a yalvarsınlar diye onlara belâlar, sıkıntılar gönderdiğini bildiriyor.
  Yoksa haşaki ALLAH kuluna elbetteki zulmetmez.
bir çoban düşününki kendi koyunları başkasının tarlasına girse nasılki onları ordan çıkarmak için taş atar sopayla vurur bu onlar için zulummüdür. Bu hareket onları yanlıştan döndürmek içindir.

Bizlerde Hak kelamdan uzaklaştık kendi nefsi emmaremize itaat edip şeytanın yoluna saptık.
İnsan oglu [ zelumen cehule] hem zalimdir hem cesur diye vasıflandırılmıştır.zalimligimiz öncelikle kendimze zulmetmekle başlar..
Oysa uymamız itaat etmemiz gereken rabbimizin emir ve yasaklarıydı  biz gaflet ettik nefsimizi rabbimizin yerine koyduk ve onun her dedigini yaptık.
 Bu davranışımızda cahilligimizden yani ALLAH'ın varlıgını birligini bizden ne istedigini niçin yaratıldıgımızı ögrenmeden hayatı gelişi güzel yaşadıgımızdan kaynaklanmıyormu.İnsanın kendini tanıması hem zaaf ve eksiklerini, hem de istidâd ve kâbiliyetlerini bilmesi demektir. İnsanın nereden gelip nereye gittiği, evvelinin ne olduğu, sonunun ne olacağı konusu da “kendini tanıma” kapsamına dâhildir.

yusuf as boşunamı Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn(zâlimîne).”

Anlamı: “Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan, eşi-ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum” (Enbiyâ 21/87) niyâzında bulunmuştu.

İnsanı kendisine cezbederek kandıran dünyayı anlatan pek çok âyet-i kerîmeden bazıları şöyledir: “Dünya hayatı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir” (el-En’âm, 6/32)
İyi bilin ki dünya hayatı ancak bir oyundan, bir eğlenceden, bir süs ve gösterişten, aranızda bir öğünmeden, mal ve evlatta çokluk yarışından ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibi ki, onun bitirdiği ekinler çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kuruyuverir de sen onu sapsarı kesilmiş görürsün. Ardından da çerçöp hâline gelirler. Âhirette kâfirlere şiddetli bir azap, mü’minlere ise Allah’tan bir bağışlama ve rızâ vardır. Evet, dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.

bu ayetlerin ışıgında bu musibetten çıkarımımız RABBİM BANA DÖNÜN BANA YÖNELİN AHİRETİNİZİ DÜŞÜNÜP ONA GÖRE HAZIRLANIN ŞİFRESİYEL BİZİ BİZE GETİRMEK İSTİYOR...

SAGLIK SIHHAT İLE LÜTFEN EVDE KALIN..Selam ve dualarım ile ...

Merhamet insan olmanin geregi.....

  Merhamet, merhamette bulunan kişiyi depresyondan korur, kişinin kendine güveni ve saygısını artırır ve kişinin ilişkilerinde daha sosyal b...