3 Şubat 2020 Pazartesi

Esmaul husnadan anladiklarimiz

Esmaul husnadan anladiklarimiz ne kadardır bi soralim kendimize oysa rabbimizi tanimanin o nun fiil ve uzerimizdeki tasarrufunu bilmenin yollarindan biride guzel isimlerini ve anlamlarini ogrenmektir... Ögrenip O isimlerin tecellilerine itimat edip hayatimiza gecirmektir asl olan o isimleri kalben ,nefsen yasayabilmektir... Oysa insan oglu hep kolayina kacar isin. Çaba gostermez gayret sarf etmez ilim dendiginde sadece fozitif ilimler gelir akla oysa "ilim cindede olsa gidip alin...

İilim mumin'in yitigidir gidip bulsun.. Kuru agactan bile olsa ilim ogrenin " diyen yuce nebimibiz hz muhammed (s.a.v) ne sadece dini ilmi nede sadece fozitif ilmi gostermistir heriki ilmi birden işaret buyurmustur. İste bu ilim yollarindan olan manevi ilmi tahsil etmenin yollarindan sadece bir tanesidir ESMAÜL HÜSNA ile ogrenmek. Ogrenmek icin okumak gerek... Manevi ilim insana seyru sulükun kapisini acar o gidis rabbimize dogru yol almanin adidir.. Çunku ne kadar yasarsan yasa kurani kerimin tabiriyle" dönuş onadir" ogretmen olabilmek icin yeterlilik sinavindan gecerli not almak gerek.peki yuce yaradan bize sorarsa " beni ne kadar taniyorsun " diye ? Cevabimiz ne olur . Tanimazsak sevemeyiz korkmayiz. Sizin icin sakladigim mujdeleri bilemezsiniz dedigi ayetinde gafiller durumuna dusmekten korkmazmiyiz ki onu tanimaktan gaflet edelim.. Bu dunya hayati sizin icin bir oyalanmaktir diyen yuce Allah bizlerin kendisini taniyip itaat etmemizi kulluk bilinciyle bir hayat surmemizi defaatle tekrar ettigi yuce kitabinda bizleri muhatap kabul etmis...

Ben gizli bir hazineydim bilinmek taninmak istedim emri fermaniyla bizleri gafletten uyandirmak istemis... Hayat denen bu kisa omru fani gelip gecici zeval bulan seylerde oyalanmak yerine gunun bir kismini ona ayirsak ben geldim RABBIM dedigimiz saatler bizlere doymak bilmeyen nefsimize sıkıntilarimiza bir merhem bir care cikis kapisi gosterse olmazmi... Kurtulus ALLAH'in ipine yani" o"na kurani kerimine ve sünnetullaha yapismakla olur... O Yuce Rabbe emanetsiniz. Huzurda huzur vardir....

Ayten deniz..

HADİSLERDE KUL HAKKI

Hadislerde Kul Hakkı
kul hakkı


Kul hakkı insanoglunun karşı karşıya geldigi büyük bir vebaldir .

kul hakkından sakınmak lazımdırki onun afıı veya cezası ahirette hukukuna girdigimiz kişinin insafına kalmıştır çünkü cenabı hak mahkemi
şahısların verecegi karardadır.Yani dilerse hakkını helal eder dilemesse etmez ,cünkü yü
ce rabbimiz o selahiyeti hak sabine veriyor.

karşıma kul hakkıyla gelmeyin diyen mevlamızın merhametinin mubalaga ile taştıgı o hesap günü maalesef bizim affımız hakkına girdigimiz kulların elinde olacak.ve bizi af edip haklarını helal etmedikleri taktirde
.
onların günahlarını yüklenmemiz istenecek,  düşünün ki[en hafifinden ] binlerce kişinin gıybeti yaparak haklarına girdigimiz

insanların onca günahlarını yüklendigimizi.gunahlar bitti ama hak helal degil şimdi işin vehameti
alacak günahları kalmayınca hesabın kapanması için bu dünyada ilmek

 ilmek işledigimiz namazlarımızın,oruclarımızın,hac umrelerimizin,verdigimiz sadaka ve zekatlarımızın  salih amel işlemeye ugraşıp didindigimiz tüm amellerimizin karşılıgı oşan sevaplarımız hak sahibine verilir .kaldıkmı iflas etmiş olarak ..
ya şimdi bir dolu günah sıfır sevap.Dünyada iyi işler yapalımda ALLAH'ın sevgisini kazanalım diye ugraşmadıkmı..
kendi elimizle bunlara sebebiyet verirsek ah bana yazık etmişim demeden uyanalım kulhakkı ve gıybet büyük vebaldir.
sonu cehenneme atılmaktır.Yüce ALLAH kuranı keriminde defaatle bunu bildiriyor..Bu konu hakkında onlarca da hadisi şerif mevcud bir kaç hadisle iktifa edelim
 İNŞAallah .


Hadislerde Kul Hakkı

1.İmam Sadık (a.s) aziz ve celil olan Allah’ın, “Şüphesiz Rabbin pusudadır” ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: “Ayette geçen “Mirsad” kelimesi sırat üzerinde bir köprünün adıdır. Üzerinde kul hakkı olan hiç kimse o köprüden geçemez.” [1]

2.İmam Ali (a.s): “Şüphesiz aziz ve celil olan Allah İsa b. Meryem’e (a.s) şöyle vahyetti: “İsrailoğulları’nın önde gelenlerine şöyle de: “Ben sizlerden birinin ve boynunda kul hakkı olan hiç kimsenin duasına icabet etmem.” [2]

3.İmam Sadık (a.s): “Her kim kardeşinin malından bir şeyi zulüm ve haksızlıkla yer ve onu kendisine geri döndürmezse kıyamet günü ateşten bir kıvılcım yer.” [3]

4.Resulullah (s.a.a):

“Gıybet etmek zinadan daha kötüdür.” Kendisine, “Nasıl olur?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “İnsan zina eder sonunda tövbe eder, Allah da tövbesini kabul eder. Ama gıybet eden kimse gıybet ettiği kimse kendisini bağışlamadıkça asla bağışlanmaz.” [4]
5.Veheb bin Abdurrabbeh Nehe’ büyüklerinden birinden naklen: İmam Muhammed Baqır’a (a.s), “Ben Haccac’ın zamanından şimdiye kadar valiyim. Tövbem kabul olur mu?” diye sordum ama İmam sustu, cevap vermedi. Sözümü tekrarlayınca da İmam Baqır (a.s) şöyle buyurdu: “Hayır, her hak sahibine hakkını eda edinceye kadar (tövben) kabul olmaz.” [5]

6.Resulullah (s.a.a): “Bir Müslümanın malını haksız yere gasbeden kimseden, tövbe etmedikçe ve aldığı malı sahibine geri çevirmedikçe Allah sürekli olarak yüz çevirir, yaptığı her iyilikte ona karşı gazaplanır ve onu iyiliklerinden saymaz.” [6]

kul hakkı
7.İmam Sadık (a.s): “Allah yolunda ölmek, borç dışında her günahın kefaretidir. Borcun kefareti; onu eda etmek veya kendi malından onu ödemek veya hak sahibinin kendi hakkından geçmesidir ancak.” [7]

8.İmam Sadık (a.s):

“Hırsız kendisi gelip kendini tanıtır, Allah’a tövbe eder ve hırsızlık ettiği malı sahibine geri verirse eli kesilmez.” [8]
9.İmam Ali (a.s): “Bilin ki zulüm üç kısımdır: Bağışlanmayan zulüm, (cezası) terk edilmeyen zulüm ve bir de bağışlanan ve sorulmayan zulüm. Bağışlanmayan zulüm, Allah’a şirk koşmaktır… Bağışlanan zulüm, bazı küçük günahlarla kulun kendisine yaptığı zülümdür. Terk edilmeyip cezalandırılan zulüm ise, kulların birbirine zulmüdür.” [9]

10.İmam Sadık (a.s): “Her kim kardeşinin malından bir şeyi zulüm ve haksızlıkla yer ve onu kendisine geri döndürmezse kıyamet günü ateşten bir kıvılcım yer.” [10]

11.Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Benim şefaatim şirk ve zulüm dışında büyük günah işleyen kimseler hakkındadır.     kıyametin o dehşetli gününde hesabını kolay verenlerden olmak duası ile .ALLAHA emanet olunuz ...ayten deniz

11 Ocak 2020 Cumartesi

Dinimizin guzel insanlari.

Dinimizin güzel insanları; Din söylemden çok yaşam şeklidir. "İkra ayeti" kur'an ı kainatı esma-ül hüsnayı okuyup o yüce rabbimizin huzurunda durmak noktasında eksiklerimizi bilmektir. Oku emri ile bizler bu noktada muhatap kabul edilmişiz. Gereği gibi istifade etmek, hayatın getirdiği kaostan ve herşeyin nefsimize verdiği fesattan huzursuzluktan tenefüse çıkan talebeler gibi nefes almaktır. Dinimizi öğrenmek emir ve yasaklarına uymak her müslümanın temel görevlerindendir. Doğru bilgi ile dini temelleri atmak ailenin başlıca görevleri olup, bu doğru bilgiye ulaşmak için dini kaynakların, hadislerin, birinci elden sahibine ulaşmak gerekir. Sahabe efendilerimizin hayatlarını, yaşamlarını bilmemiz onları tanımamız gerekir. Din deyince bağnazların yalnış akımların cereyanına kapılmadan hakkı ve hakikatı araştırmalıyız. Kendine medeni diyip medeniyetten haberi olmayan pek çok kişi vardır. Unutmayalım ki! Dünyanın en medeni kişisi Hz. Peygâmber efendimizdir. (S.a.v.) Geldiği çağda zulum, işkence hat safhadaydı. Diri diri kız çocuklarını gömen bir kavim iman ile tanışınca dünyanın en hassas yüreğine sahip oldular. Onu tanıyan onun etrafında sahabe sıfatı kazanan ve mübarek ağzından çıkan nur damlalarını hıfz edip nesillere ulaştıran dinimizin güzel insanlarına, binlerce selat-u selam olsun. Asrımızın güzide insanları bizlere bu nurlu yolu açan dinimizin rehberlerinin hayatları bize örnek olmalı. Örnek aldığımız insanların hayatlarını öğrenmek amacında olmalıyız ki. Asrın fitnesine yalancı din adamlarına inanıp dinimizi fesata uğratmayalım. "Yüce nebî sahabelerim gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz. Ben size kur-an , sünnet ve sahebelerimi bırakıyorum" demiştir. Kim dir bu din büyükleri; "Onu" yalanlayanlara karşı "O" söylediyse doğrudur diyen; HZ. EBUBEKİR'in sıdk'ını o kutlu nebinin kararını beğenmeyen biri müşrik biri yahudinin siz onun verdiği kararı beğenmeyip bana mı geldiniz diyip ikisinin de kafasını kesen lakabı furkan "Hak ile Batıl'ı Ayırt Edici" olan ÖMER'in adaletini. Sen den melekler bile haya ediyor denilen Haya Timsali Cami_ul kur-an olan Osmanın hayasını. Ben ilmin şehriyim. ALİ KAPISIDIR dediği Hz. Ali' nin ilmini ve aşere-i mübeşşere denen yaşarken cennetle müjdelenen bu sahabelerin hayatını kendimize örnek almalıyız. Huzur da huzur vardır kaidesi gereğince her güzelliğin asıl kaynağına inmeliyiz. Yolunda olmak duası ile; Ayten DENİZ.

10 Mart 2019 Pazar

Dervisin tevekkulu

Bu da Geçer Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler. Derviş yola koyulur,birkaç köylüye daha rastlar.Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir. Derviş Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de aileside hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır… Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et.”der. Şakir ise şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…” Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder. “Haa o Şakir’mi” der köylüler, “O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor.” Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır. Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazi olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır… Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: Üzülme… Unutma,bu da geçer…” Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Bu da geçer…” Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “Bu da geçer…” Derviş, “ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar. Büyük bir sel gelmiş,tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır… O aralar ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın… Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer” yazmaktadır

23 Aralık 2018 Pazar

Tesadufmu tevafukmu?

Öylesine kendi kendine ve olağan bir olgu sanki. Şans eseri bir karşılaşma veya sebepsiz yere olan bir benzerlikmiş gibi. Oysa  her şeyin bir sebebi ve her sebebin bir sahibi vardır unutma! Senin tesadüf dediğin şey  başlı başına planlanmış bir mucizedir. Ve senin mucize sandığın bir çok şey  Yüce Yaradanın muhteşem eseridir.
      Hiç dikkat ettin mi?
Bir kaza olur ve muhtemelen yakınlarda bir yerden bir doktor geçmektedir. Bir çocuk, dengesini kaybeder ve balkondan düşer aşağıda ise saman yüklü bir kamyon beklemektedir. Örnekleri çoğaltmak mümkün fakat asıl önemli olan  bilinenin aksine bunların birer tesadüf olmadığı. Farklı bir açıdan bakmak gerekirse  birbirine çok benzeyen iki kişinin karşılaşması  birbirinden hoşlanan iki çiftin  huy ve zevklerinin birebir aynı oluşu ve daha bir çok mucize sanılan olay veya mahaller aslında Allah’ın  irâdesi ve emriyle gerçekleşmektedir.
      Hiçbir şey Allah’ın bilgisi ve kudretinin dışında olmadığı gibi idaresi dışında da değildir. Her şeyde bir amaç ve bir irâdenin belirtisi vardır. Allah dilemedikçe hiçbir şey olmaz. Bütün bunlar gösterir ki: Kainatta Tesadüf diye bir şey yoktur. Her şeyin birbirine denk gelip bir nizâm ve uygunluk içinde oluşu tevafûk’a işâret eder. Buna göre tevafûk  akla  perde arkasında birinin olduğunu gösterir.
       Allaha Sultân-ı Kâinât’tır. Her şeyin anahtarı O’nun yanında  her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir. Hiçbir şey başıboş olmayıp, onun iradesi dışında değildir. En küçük fertleriyle dahi  bir bütünlük ve birliği muhâfaza ederek uyum içinde olma durumu  yani tevâfukat  Kur’ân‘da dahi bulunmaktadır. Ve Kur an da tesadüfe asla yer yoktur. Emrolunan her şeyin belli bir sebebi  planlanmış bir hakikati bulunmaktadır.
      Düşünmeni isterim  doğadaki ağaçlar ve çiçekler  güneşin doğması ve batması ya da başka bir örnek vermek gerekirse, suların buharlaşması ve tekrar yağmura dönüşüp yağması birer tesadüf müdür sence? Bunu aklının bir köşesine yaz tesadüf diye bir şey yoktur. Olan biten her şeyin  var olan her nesnenin ve yaşanan bir çok benzer vak’anın sebebi tamamen tevafûk’tur, tesadüf değil. Senin dünyaya gelmen, yaşaman  evlenip bir iş sahibi olman vesaire… Her bir  evre  her bir aşama tamamen Allah’ın takdiri rahmeti ve  irâdesi sayesindedir.

  Daima anımsa  Allah’ın emri olmadan yaprak bile kıpırdamaz, O’nun hikmeti olmasa  sen nefes bile alamazsın. Rabb’in istemese gece ve gündüz oluşumu son bulur ve O  dur dese  dünya dönmeyi bırakır. Şimdi, sorarım sana, bunların hepsi birer tesadüf olabilir mi? Senin  eşinle veya kız arkadaşınla her hangi bir gün  her hangi bir yerde ve her hangi bir şekilde karşılaşmış ve tanışmış olmanız bir tesadüf mü? En sevdiğin arkadaşınla aynı yerde askerlik görevini yapmanız veya aynı okulda denk gelmeniz tesadüf mü sence? Ben hala sana niye bu soruları soruyorum ki? Sen zaten artık tesadüf diye bir şey olmadığını biliyorsun. Benim görevim sadece sana hatırlatmak  farkında olmanı sağlamak. Belki de bu güne dek hiç bunları düşünmedin bile ve hatta  her şeyin gerçekten tamamen birer tesadüf eseri olduğunu sanmaktaydın. Gördün mü bak, demek ki sana yönelttiğim sorular boşuna değildi asla.
      Senin şu an burada bu yazıyı okuyor olman bile  tevafûk’tur. Bir şekilde  seni bu yazıyı okumaya iten neden tesadüf değil  olamaz. O halde senin yapman gereken tek şey her şeyin sebebinin Allah olduğunu idrak etmektir. Hiçbir şey O nun bilgisi haricinde olmaz  hiçbir  sebep O’nun irâdesi dışında gerçekleşmez. Bunun içindir ki tesadüf kavramı tamamen bir yanılgı  hatalı bir programdır.
      Asla ama asla unutma. Sen  tamamen yüce bir planın eserisin. Senin var oluşundan önce bu plan vardı ve  var olma zamanını beklemekteydi. Ve yine bir tevafûk sebebiyle bu yaşama gönderildin. Şöyle bir düşünecek olursan  aslında yaşam denen kavram da asla Tesadüf Değil..

1 Nisan 2018 Pazar

Recep ayının fazileti

Recep ayında tutulan orucun mükafatı nedir?

Cenab-ı Hak, Recep ayında oruç tutan kullarına hangi mükâfatları vaat etmiştir?

Recep’in ilk günü oruç tutan kişinin günahları af edilir
“Recep’in ilk günü oruç tutan kimseden günahları –bir rivayette cehennem- yerle gök yer arası kadar uzaklaşır.” (Gunyetü’t Talibin, Nüzhetül-Mecâlis)
“Bir kimse Recep’in ilk günü oruç tutsa, Allahü Teala, onun iki yıllık günahlarına kefaret olur.” (Gunyetü’t Talibin)
Recep’in ilk günü oruç tutan kişiye, bir aylık oruç sevabı yazılır
Resulullah (asm) buyurdu ki:
“Bir kimse Recep’in birinci gününü oruçlu geçirirse, bir aylık oruç tutmuş gibi sevap verilir.” (Gunyetü’t Talibin, Kenzül-Ummal)
Recep’in başında, ortasında ve sonunda oruç tutan, tamamını oruçla geçirmiş gibidir
Resulullah’ın (asm) Recep’in faziletine dair teşviklerini duyan yaşlı bir zatın:
“Ey Allah’ın Resulü! Ben onun tamamını tutmaktan acizim.” şeklinde beyanına karşılık, Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur:
“Recep’in ilk günü, ortasındaki günü ve son günü tut ki, o zaman muhakkak sana tamamını tutanın sevabı
verilecektir.” (Gunyetü’t Talibin, Nüzhetül-Mecâlis)
Recep ayında bir gün oruç tutan, kıyamet günü azaptan emin olur, sıratı tevhid ile geçer
“Her kim Recep’ten bir gün oruç tutar ve gecelerinden bir geceyi ibadetle geçirirse, Allah-ü Teala onu kıyamet günü azaptan emin olarak diriltir ve sırat köprüsünü Kelime-i Tevhid ve tekbirlerle geçer.” (Deylemi)
Recep ayından bir gün oruç, 40 senelik oruca bedeldir
“Recep’ten bir gün oruç tutan kimse, 40 sene oruç tutmuş gibi sevaba ulaşır.” (Nüzhetül-Mecâlis)
Recep ayında bir gün oruç tutan kişi için, gök kapıları istiğfar eder
“Recep, haram aylardandır. Onun günleri, altıncı kat semanın kapıları üzerinde yazılıdır. Bir kişi ondan bir gün oruç tutsa ve orucunu, Allah-ü Teâlâ’nın takvasına tamamen ayır(arak günahsız tamamla)sa, (gökte bulunan) o kapı ve o gün dile gelerek:
-Ya Rabbi! Onu bağışla.
Eğer orucunu Allah-ü Teala’nın takvasıyla tamamlamazsa, onun için istiğfarda bulunmazlar ve o kişiye:
-Nefsin seni aldatmış, denilir.” (Nüzhetül Mecâlis, Gunyetü’t Talibin)
Recep ayında bir gün oruç tutan, Allah’ın (cc) en büyük hoşnutluğuna erişir
“İnanarak ve sevabını Allah-ü Teala’dan bekleyerek, Recep’ten bir gün oruç tutan, Allah-ü Teala’nın en büyük rızasını kazanır ve Firdevs-i A’la cennetine yerleşir.” (Nüzhetül-Mecâlis)
“Beni iyi dinleyin; Recep ayı, savaş hislerinin duyulmadığı Allah’ın (cc) (haram) ayıdır. Kim inanarak ve sevabını sadece Allah’tan (cc) bekleyerek Recep ayında bir gün oruç tutarsa, Allahü Teala’nın en büyük hoşnutluğunu kazanmış olur.” (El-Fetteni, Et-Tezkire)
Recep ayından bir gün oruç tutup bir gecesini ihya eden, tüm seneyi ihya etmiş gibidir
Sevban'dan (ra) rivayet edildiğine göre; bir kere Resulullah (asm) bir takım kabirlerin yanından geçerken ağlamağa başlayıp:
-“Ey Sevban! Bu kabirlerde yatanlar! Şüphesiz azap çekiyorlar. Onlardan azabı dindirmesi için Allah-ü Teala’ya yalvardım. Ey Sevban! Eğer bu kişiler, Recep ayından bir gün oruç tutsaydılar ve bir gece olsun
ibadette bulunsaydılar, bu azaba düşmezlerdi” buyurunca, ben:
“Ey Allah’ın Resulü! Bir günün orucu ve gecenin ibadeti bile kabir azabını engeller mi?” diye sordum. Bunun üzerine buyurdular ki (asm):
“Evet! Canım kudret elinde olan Zat’a yemin ederim ki, Recep’ten bir gün oruç tutup bir gece dahi ibadette bulunan herhangi bir Müslüman kadın ve erkeğe mutlaka Allahü Teala, bir senenin tüm günlerini oruç, tüm gecelerini ihya sevabı yazar.” (Nüzhetül Mecâlis)
Recep ayından bir geceyi ihya edip, gününü de oruçla geçiren, cennet nimetlerine nail olur
“Her kim, Recep’ten bir geceyi ihya eder, gününü de oruçlu geçirirse, Allah-ü Teala ona cennet meyvelerinden yedirir, cennetin yeşil ipeklerinden giydirir ve cennetin halis olan içeceğinden içirir. Ancak üç şey yapan müstesna:
Bir şahıs öldüren, “Allah aşkına yardım edin” diye gece veya gündüzleyin Allah-ü Teala adıyla yardım isteyeni işitip de ona yardım etmeyen, (Müslüman) kardeşi kendisine bir sıkıntısını şikayet ettiği halde (maddi gücü varken) ondan (sıkıntıyı) gidermeyen.” (Deylemi)
Recep ayından Perşembe, Cuma, Cumartesi üç gün oruç tutan kişi, 900 yıllık ibadet sevabına nail olur
Enes’ten (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (asm) buyurdu ki:
“Kim haram aylarda(n olan Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep de) üç gün oruç tutarsa, o kişi için 900 yıllık ibadet sevabı verilir.”
Bu hadis-i şerifi rivayet ettikten sonra Hz. Enes (ra) şöyle der:
“Bu hadis-i şerifi Resulullah’tan (asm) işitmediysem şu iki kulağım sağır olsun.”
Resulullah (asm) buyurdu ki:
“Her kim, herhangi bir haram aydan Perşembe, Cuma ve Cumartesi olmak üzere, üç günü oruçlu geçirirse, kendisine (her güne karşılık) 900 sene ibadet (sevabı) yazılır.” (Taberani, Kenzü’l-Ummal)
Recep ayının 13, 14 ve 15. gününü oruçla geçiren kişi, büyük faziletlere erişir
“Recepin 13. günün orucu 3.000 sene oruç gibidir.
Recepin 14. günün orucu 10.000 sene oruç gibidir.
Recepin 15. günün orucu 13.000 sene oruç gibidir.” (Suyuti, El-Le’ali)
Recep ayının yarısının orucu, 30 senelik oruca denktir
“Recep’in yarısının orucu, 30 senelik oruca denktir.”(Nüzhetül-Mecâlis)
Recep ayının tamamını oruçla geçiren kişinin hesabı suhuletli olur
“ Recep’in tamamını tutanı Allah (cc) çok kolay bir hesap ile muhasebe eder.” (Suyuti, El-Le’ali)
Recep ayının tamamını oruçla geçiren kişiye Cenab-ı Hak nida eder: Ey kulum! Dile benden ne dilersen….
“ Recep ayının tamamını tutana, Allah (cc) :
-Ey kulum! Senin hakkın benim üzerime vacip oldu, dile benden ne dilersen. İzzetim ve Celalim hakkı için senin hiçbir duanıred etmeyeceğim. Sen Arş’ımın altında benim manevi civarımda komşumsun. Sen mahlûkatım içinde benim dostumsun. Sen İlahi katımda değerlisin. Artık sevinebilirsin. Benimle senin aranda hiçbir perde kalmamıştır, diye nida edecektir.” (Nüzhetül-Mecalis)
Recep ayını oruçlu geçirenlerin mükâfatı pek yücedir
“ Şüphesiz Allah’ın (cc) (cennette öyle) şehirleri vardır ki, onlara ancak Receb’i oruçlu geçirenler girebilir.” (Nüzhetül-Mecalis)
“ Recep’ten 30 gün tutana, Allah (cc) rızasını yazar ve ona azap etmez.” (Gunyet’üt Talibin)
-“Ey Allah’ın (cc) dostu! Gündüzünü, kendisi için susuz geçirdiğin ve rızası uğrunda cismini erittiğin o Aziz ve Celil olan Rabb’ine koşup kurtul” derler.
İşte bu kişi kıyamet günü kurtulanlarla birlikte Adn cennetine ilk girenlerden olacaktır ki onlar ve kendisi, Allah’dan (cc) razı olan kimselerdir.
İşte sana! En büyük kurtuluş bundan ibarettir.” (Gunyet’üt Talibin, Nüzhetül-Mecalis)

Esmaul husnadan anladiklarimiz

Esmaul husnadan anladiklarimiz ne kadardır bi soralim kendimize oysa rabbimizi tanimanin o nun fiil ve uzerimizdeki tasarrufunu bilmenin...